Çok düşündüm bunu acaba iyi mi, kötü mü doğarız yoksa nötr müyüzdür? Yaşadıklarımız mı bizi şekle sokar özümüz nedir? Bunların hepsi yüzyıllar da geçse cevabı belki de hiç bulunamayacak -muhtemelen hiç bulunamayacak- sorular. Bir zaman gelir de eğer ruh bilimi çıkar da deney yapabilirlerse ruhlarımıza, ilk doğduğumuz an belki olabilir. Bugün sözlüklerden okuduğum bir başlık beni açıkçası etkiledi. “İyi insan özellikleri”, üzerine gayet insanlar yorum yazmışlar bu tür insan özellikleri hakkında.
Sonra düşündüm evet ben kendimi iyi bir insan olarak tanımladım senelerdir. Önce kendimden bahsedip sonra derinlere inebilirim belki. Çok saf büyütüldüm evet gerçekten kötülük, yalan veya dolan öğretmedi ailem bana. Ne zaman tanıştım kötülükle veya kötülüğü ne zaman algıladım daha açık bir soru olabilir. Sanırım ilkokul 4 veya 5’ti. Kızlar kendilerini grup kurarlar her bir perdenin arkasında bir grup kız konuşur erkekleri çekiştirirlerdi. Onların arasına hiç dahil olamadım denemedim bile çünkü erkekler o zaman ilgi alanıma girmiyordu. Daha aşktan, hoşlanmadan haberim yoktu. Zaten çok kiloluydum ve onun getirdiği aşağılayıcılığı ben kendime yeterince yaptığımdan belki de onların arasına girip bunun dillenmesini istemiyordum. Hayatım okul-ev- bahçe üçleminde gidip geliyordu. Oturduğumuz semtte arkadaşımda yoktu zaten. 50 yaş üzeri komşularımızla haftaiçi akşamları geçerdi. Haftasonları da dedem, babaannemle otellerde çaylar. Yaşıtlarım arasına doğru düzgün karışamamıştım. Neyse konu çok dağıldı. İlkokul böyle yalnız geçmişken, ortaokula başlamadan önceki gün 5.sınıftan benimle alakası olmayan bir ‘arkadaşım’ aradı. Benimle aynı sınıfta olduğuna çok sevindiğini söyledi. Şaşırmıştım. Tanımını koyamamıştım neydi bu? Zamanla onun ikiyüzlülük olduğunu anladım. Kötülüktü bu sahtelikti. Sonra ki senelerde insanların -birkaçı dışında- ne kadar yapay oldukları değerlerinin olmadığını ve ailemde öğretilenin çok tersi bir mottoya sahip olduklarını gördüm; “Ne giyersen ‘o’sundur”. Aslında öyle olmamalıydı. İnsanlar giydikleriyle birey olmazdı. Ama ben de bu mottoyu benimsedim, senelerce. Her haftabaşı gelinir alınanlar giyilir, onlar anlatılır vs. Bana öğretilen böyle değildi hani ayıptı, hani görgüsüzlüktü ama herkes aynısını yapıyordu. O küçük kafam bunu hiç anlamadı hep ikilemler içerisinde kaldım. Evde çok ayrı bir hayat, okul çok farklı. Okulun ilk 8 senesi hep düşündüm, hep yargıladım, hep sordum kendime ben niye farklıyım, niye onlar gibi davranamıyorum, niye olmuyor… Hiç cevap bulamadım. Peki hangisi doğruydu? O senelerde anne, baba ne söylerse genelde tersi doğru kabul edilir onu da yapamadım bir yanım onların doğrusunu hiç benimsemedi. Ama anne, babaya bu yansıtılmayacak ya onu başarıyla yaptım ne kadar istemesemde bir başkaldırı olarak hep onlara karşı çıktım yap deseler inanın yapmayacağım onlarca şeyi savundum boş yere, doğru olmadığını bile bile. Belki de görüldüğü üzere biraz erken olgunlaştım tek sorun buydu.
Gelelim iyilik mevzuna…İyilik önce kendine iyi davranmakla başlar. Önce kendine iyi olmalısın peki nasıl? Kendini olduğun gibi kabul edip, eksi ve artı yönlerinin bilincinde olup bunları kabullenip ona göre yaşamaktır. Kısacası kendinle barışık olabilmektir. Sen nasıl iyisin diye sorsalar çok içten cevap veririm. Benim iyiliğim; samimiyettir, saatlerce dinlemek onun için iyi olacak yolu göstermek ama kesinlikle onlar için herşeyi yapmak değil, ısrar etmek değil. Tıpkı annenin sana bir yaştan sonra ya ben olmazsam, olmasaydım ne yapacaktın dercesine aslında bir nevi Sokrates’ın doğurtma yöntemi gibi. Zorlamadan yanında olduğunu hissettirmek, doğru yolu göstermek. İlk düşüşünde kaldırmak ve o kadar etkili kaldırmak ki hem bir daha az darbe almasını hem de düşünce kalkmasını öğretmek gibi. İyilik ne olursa olsun başarısına kendin yaşamış kadar sevinmek , başarısızlığını yine kendi başına gelmiş gibi karşılamak. Kısacası ‘O’ olabilmek. Yani empati yapabilmek. Her türlü kötülüğe rağmen yine de iyi kalabilmeyi başarmış olandır. Ben evet belki de uçan kuştan darbe yedim, ama tek bir şey öğrendim tek bir şekilde ayakta kaldım. Kötülüğe verilecek en iyi cevap onun yanından geçip gitmek. Ertesi güne kocaman bir gülümsemeyle kalkmak herşeye inat. Yani iyi, başarılı bir Polyannadır. Evet iyi insan kötülükleri bilir belki en iyi başarabilecek bir adaydır ama iyiliğin her zaman daha mutlu ettiğini, bir gün iyilik görecek diye bekleyen değil ne olursa olsun arkasında “ya,eğer, keşke” bırakmamaya çalışandır insan ilişkileri açısından. İyi insan muhakemesi güçlü olandır. Düşünür ne olabileceğini hesaplamaz ama kendini her türlü duruma hazırlar. Sağlam basar hayata. Belki kötülere göre daha az yaşar belki çok ama iyi insan yaşlılığında bile gözünde hala ışık olandır. İnsanı seven kim olduğu, ne giydiğini, ne yaptığını sorgulamadan karşısındakini kendi gibi gördüğü için karşılıksız seven ama zamanla kime daha çok değer vereceğini anlayandır. Düşmanı da olsa aynı masayı paylaşıp arkasından tek kelime konuşmayarak, onu kendi haline, girdabına bırakandır. En büyük intikamı zaten onunla aynı yerde bulunup yanına kadar gidip aynı masada oturarak verir. Peki bunları yaparken bilinçli mi yapar? Hayır. Çünkü iyi insan saftır. Zamanla akıllanır ve yaptıklarının bilincine varır ve bunlar ona daha çok mutluluk verir, ayrıntıyı detayı görür. Başlarda bilinçli olarak yapmadığı iyilikleri artık bilinçli ve her türlü kötülüğe karşı dirençli olarak durur ayakta. Sonradan kötü olan insan kördür. O zaten hiç iyi olmak istememiştir. İyiliğin hep açığını aramıştır.
Özetle iyi insan empati kabiliyeti yüksek, kendiyle barışık, başarılı bir Polyanna’dır, gözlemcidir, saftır.. . İçimizde iyilikle doğarız bence zamanla seçeriz hangisi olacağımıza ama iyilik akıllı insanların işidir. İyiliği biz keşfederiz.





Bir Cevap Yazın