Salı akşamı ertesi günkü sınavın stresinin yoğun yaşanıp ardından hafif atlatılınan depresyon ardından telefon gelir Pınar’dan “Canım haftasonu ne yapıyorsun?” ben yine hep birlikte dışarı çıkıcaz diye düşüncelere kapıldım ardından “Hiç evdeyim birşey yok sınavlarım bitiyor canım”. Pınar ise farklı bir teklifle gelir bana “Halam film çekiyor da arkadaşlarını topla getir dedi işin yoksa gel”. Fikir başta cazip gelir, herşeyi merak eden ben sonunda orayıda görmüş nasıl bir ortam olduğunu anlamış olacaktım. Zaten haftasonu evde takılmaktansa yoğun sınav haftasının ardından çok güzel bir fikirdi, düşünmeden “Tabikide gelirim”…
Film neydi, kimler oynuyordu, konusu neydi bilmeden gittim. Yazlık, kışlık ofis kıyafeti getirin denmiş set ekibinden, uzun uzun hazırlandık kaptık ofiste giyilebilecek tüm kıyafetlerimizi sete ayak bastık. Orada öğrendim filmin çokta basit bir film olmadığını ve kimlerin oynadığını. Çok güzel bir mekan seçilmiş ofis çekimleri için Kuruçeşme’den Ortaköy’e doğru giderken sağda kocaman camlı bir bina. Arabadan indim arkadaşlarımla buluştum ve hazırlanmak için set ekibinin arasına karıştık hepimizin ellerinde 4-5’er kıyafet askıları, ayakkabı torbaları ve karşıdan bir ses ” Hollywood oyuncuları gibisiniz”. O kadar iyi hazırlanmışız-belki de abartmışız- kostüm ekibinden 2 kişi yetmedi bizlere. Hepimizde fazlaca sorumluluk duygusu olduğundan herkes iyice hazırlanıp gelmiş, halbuki sadece figüran olucaktık. Hemen gittik hazırlandık ve beklemeye başladık bir yerlerde kullanılmak üzere…
Öğleden sonraya kadar bizi hiç çekim alanına almadılar, bahçede bekledik ve yeterince ses çıkardık sanırım fazlaca uyarı aldık=) Daha sonra içeri girdik masalara oturtulduk ne derlerse yaptık kalk dediler yürü dediler vs. Fakat nasıl birşey olduğundan haberimiz yoktu. Gerçekten kadrajdamıydık, filmde çıkacakmıydık…
Sette Engin Altan kızların dikkatini, Berrak ise erkeklerin dikkatini yeterince dağıtıyordu. O kadar umursamazdık ki çekimler esnasında sanki biz başroldük… Koskoca 2 gün geçirdik sabah 7 akşam 6, fazlaca yorulduk doğru düzgün hiçbirşey yapmamamıza rağmen… Ama buna rağmen çok eğlendik =)
Geçen Salı akşamı ise Galadaydık… Açıkçası set esnasında senaryoyu okumuştuk ve konusu çok basitti. Şunu sölemeliyim gördüğüm kadarıyla çekimlerde fazlaca efor sarfedildi. Ben de hikayeyi hiç beğenmemiştim, oyuncuları zaten çok beğenmem filan ama yönetmen vs. dışında set ekibi- film kötü olsun olmasın- takdir edilmeli inanılmaz çalışıyorlar çok zor iş tamamiyle beden ve zekanın ortak koordinasyonuyla üstesinden gelinebilecek bir iş. Neyse film yorumuma gelince açıkçası gerçekten sıkıldım sanatsal ve felsefi film olduğuna dair duyumlar aldığımdan sıkıldığım anlarda tekrar kendimi verip izlemeye çalıştım ama filmde birşeyler eksikti. Eleştirmen değilim belki bu işten anlamam ama çok film izlerim az çok birşeyler söyleyebilirim belki sizlere;
– Gidin gitmeyin diyemem ben sevmesemde elimden geldiğince fazla film izlerim sıkılsamda bunalsamda izlerim o filmi… Ne kadar çok film izlersen sevmediğin bir filmde bile bir sahne birşeyler düşünmeye iter seni. Seyir zevk işidir, kimse kesin yorumlar yapamaz güzel değil gitmeyin diye… Ayrıca bu kadar sert eleştiriler yapılmamalı, insanları film çekmeten soğutmamalı diye düşünüyorum…
– Filmin sorguladıkları güzeldi. Deniz miyiz, liman mı? Neyin peşindeyiz, hayatta ne yaşamak istiyoruz? Seçimlerimiz biz miyiz ne kadar bizi yansıtıyor? Olduğumuz gibi mi görünüyoruz yoksa göründüğümüz gibi mi olmaya çalışıyoruz? Biz ailemizin projesi miyiz? Net bu soruları sormasakta, dönüp baktığımızda arkamıza sonra da önümüzdeki yolda yürümeye başlamadan önce sorarız buna benzer soruları hepimiz…
– Öncelikle kullanılan müzikler arkadaşlarımın aksine hoşuma gitti, fakat daha çok olmalıydı. Film inişleri çıkışları olan bir film mesela Aşk Tesadüfleri Sever’inde konusu çok değişik değil ama en basit sahnede bir Demir Demirkan şarkısı girdi herkesin aklını başından aldı.
– Diyaloglar basit ama akıcı değildi… Belki izleyiciye düşünme, nefes aldırmak amacıyla böyleydi ama çok koparıyor filmden… Gereksiz uzatılmış diyaloglar çoktu mesela arabayı kullanabilecek misin?’ den sonra kız dönüp gitseydi şöyle içimizi acıtan bir müzik çalsaydı…
– Filmden çıktığımda dedim ki sanki film montaja gitmemiş birşeyler eksik… “New York I Love You” filmini izleyenler bilirler o filmde çok düşündürür üstüne üstlük o kopuk kopuktur farklı hikayeleri anlatır ama sıkılmazsınız film sırasında… Hele ki bir Bin Jip filmi vardır sessizdir, insanlara sorular sordurur sessizlikte bile…
– Filmde Berrak’ı çok beğendim, sanki çok içtendi…
Yani izlediğim filmde hissetmek isterim kendimi ben, o hissi alamadım duyguyu hissedemedim sanki rol olduğunu biraz fazla hissettirdi oyuncular bilemiyorum…
Kısacası demek isterdim biraz uzun oldu ama sanatsal veya felsefi filmi anlamadığımdan değilmiş sorun filmin sanki tamamlanmamış gbi olmasıymış ve bu eksiklik ne konuyla ne de bütçeyle alakalı… Bir kez daha anladım şarkıların filmlerde ne kadar önemli bir yer oynadığı
P.S : 1- Ofis sahnelerinde az da olsa gözüküyorum=)
2-Galiba koskoca sakin bir limanım ben…


![Bir-Avuç-Deniz[1]](https://i0.wp.com/shufflepost.blog/wp-content/uploads/2011/03/bir-avuc3a7-deniz1.jpg?resize=326%2C299)
![Bir-Avuc-Deniz-10[1]](https://i0.wp.com/shufflepost.blog/wp-content/uploads/2011/03/bir-avuc-deniz-101.jpg?resize=300%2C200)




Bir Cevap Yazın