
Skyfall vizyona girmeden önce Adele’in film müziği Skyfall’u seslendireceği söylentilerinin onaylanması ile birlikte, film herkes tarafından heyecanla beklenmeye başlandı.
Vizyona girdiği gün neredeyse tüm arkadaşlarım filmi izlemek için salonlarda yerlerini aldılar. Ben de çok heveslenmiştim hatta vizyona girdiği gün göremedim diye çok üzülmüştüm. Fakat sonrasında filmi izleyen herkes “Hiç beğenmedim”, “Olmamış” gibi yorumlar yapınca tüm hevesim kaçtı.
Ama aklımın bir köşesinde kaldı Skyfall…
Neyse dün filmi çok geç olsa da izledim. Tüm önyargılardan arınıp izledim.
Javier Bardem’e bayılırım ama nedense filmde oynadığını girmeden önce unuttum. Film başında cast dönerken “Aaaa Javier’de oynuyor” diye çok sevindim. Daniel Craig yakışıklı adamdır ama sarışın sevmem şöyle has esmer adam görmek daha hoşuma gider. Film boyunca ben yine Javier Bardem’in oynadığını unuttum. Kendimi o kadar kaptırmışım ki, ara verildi aklıma geldi “Javier nerede yahu, çıktı da ben mi kaçırdım?” diye düşünmeye başladım.
Ardından ikinci yarıda adaya gidildi, adanın sahibi bir adam uzaktan belirdi ama sarışın filan. Merakla yaklaşsın da kimmiş görelim edasıyla ekrana daha da yaklaştım. Bir hikaye anlatıyordu aksanlı filan. Sarışın ya, Javier olamaz yahu dedim.
O da ne? Javier bildiğimiz sarışın olmuş. Önce üzüldüm, filmin geri kalan kısmında içimden “Javier bu oyunculukla En İyi Yardımcı Oyuncu Oscar’ını almazsa olay çıkarırım” dedim, sanki jürideymişçesine… Adam o kadar başarılı ki, gerçekten onun kötü biri olduğuna ama bu kötülüğünün altında bir intikam ama aynı zamanda büyük bir sevgi ve kıskançlık bulunduğuna o kadar inandım ki, yakışıklılığıymış, saçlarının çirkinliğiymiş hepsi uçtu gitti aklımdan.
İşte Javier’in girdiği o sahne…
Javier Bardem ve Daniel Craig’in saç sorunsalı…
Film eleştirmeni filan değilim ama sonuç olarak Skyfall bana göre çok başarılı bir filmdi. Erkek idolü olan James Bond imajı yıkıldı ve oyunculuklar konuştu…
Filmde Kapalıçarşı sahnelerindeki bu müziğe bayıldım!
Sinema salonunda tek olma özgürlüğü ve dinginliği…
Bu arada çok büyük ve önemli bir detay. Filme bizim mahallede yani Göktürk’te girdim. Salonda kimse yoktu, dolayısıyla ne anlamsız uğultular ne de mısır sesleri vb. dikkat dağıtacak unsurlar vardı. Filmden sonra Starbucks’ta oturdum, sinema keyfimi uzattım ve o arada düşündüm. Şehirde herhangi bir sinemaya gidip geldiğimde izlediğimden birşey anlamadığım gibi bir de baş ağrısıyla geliyorum. Çünkü film esnasında neredeyse herkes film dışında herşeyle uğraşıyor. Şimdi diyebilirsiniz, “Al DVD’ni evde izle, gitme sinemaya”
Ama sorun o değil ki!
İnsanların gereksiz uğultuları…
Mısırı bende çok severim ama ağız şağırdatmadan.
Film sırasında ben de birkaç kelime ederim ama muhabbet değil.
Bu saygısızlığı yapan insanlardaki ortak düşünce parasını verdim, istediğimi yaparım. Ama yapamazsın arkadaş, beni de bedava oturtmadılar demek geliyor içimden.
Yani sonuç olarak kalabalık bir yerde film izlediğinde kendi hayal dünyanla başbaşa kalamıyor, film içinde kaybolamıyorsun.
Şimdi bana sinir olmuş olabilirsiniz, ben de kendime çok sinir olurum böyle saçma sapan şeylere çok takıldığımdan. Ama hep söylerim ben 1988 yılında sosyalliğe tepki olarak doğmuşum=)
Görüşmek üzere…






Bir Cevap Yazın