
Nereden geldiğini bilmiyorum ama sanırım genetik. Babamla beraber en zevk aldığımız hobimiz, Office1 gezmekti. Kaybolur, çıkışta buluşurduk, ikimizin de kucakları belki hiç kullanmayacağımız onca şeyle dolu.
Ben daha beş yaşında, gizli gizli apartman görevlisi Aycan Abi’yi çağırır, ondan kırtasiyeye giderse “renkli kalemler” isterdim, harçlıklarımla. Annem ve babam almazlardı, çünkü onlara göre yeter hatta artırdı bile evdekiler.
Ama bana hiçbir zaman yetmedi kırtasiye malzemeleri…
Özellikle kırtasiye & kitapçı bir arada olan yerlere girdim mi, hiç çıkmak istemem. Hatta günümün yarısını orada geçirdiğim bile olmuştur. Almasam da olur ama onlara elleyeyim, içini açıp o defterlere bakayım, dokunayım, koklayayım. Hastalık heralde…
Ama yıllar sonra bende kırtasiye de, bir kategori öne çıkmaya başladı; defter! Kalem filan da hoş güzel ama o defterler yok mu? Hele Paperblanks bambaşka…
Yani o defterlere baktığımda, ne varsa içim huzur buluyor. Elime aldığımda kendimi, sarayda önemli şeyler yazan bir defter taşıyormuş gibi hissediyorum. Moleskine’i de çok severim ama o daha işlevsel gelir. Yani çok iş görür. Ama Paperblanks daha sanatsal gibi gelir bana. Babam Moleskine’ciydi, ben Paperblanks’çi. Bundan da kapışacak birşey bulurduk, ama iki cambaz aynı ipte oynamaz hesabı alışveriş sonunda herkes istediğine kavuşur, yüzünde bir tebessümle ayrılırdı=)
Neyse…
Serde romantiklik varya, kendime sözüm var, erkek arkadaşıma hediye olarak bir sene boyunca yaşadıklarımızı yazdığım bir Paperblanks hediye edicem. Tamam benim geyikleri atlayalım, sizi Paperblanks tasarımları ile başbaşa bırakıyorum…
Müge…
AJANDALAR…
GÜNLÜKLER…
FİHRİSTLER…


































































Bir Cevap Yazın