İnsan nerede yaşarsa yaşasın, kendini ait hissettiği yerler vardır, belki de ruhunun ait olduğu yerler…

İnsan bir şehre gitmeden, yazar mı?
Benim adım “Hayalperest”, ben yazarım!

Yaklaşık iki senedir aklımda bir şehir var, hep bir sabah orada uyanmanın hayalinin hep aklımın ucunda olduğu bir şehir; Mardin.

Kendimi, gittiğim zaman sabah güneşin doğuşu ile cam kenarında yazdığım hikayeme devam ederken cam kenarında hayal ettiğim.

Neden olduğu hakkında en ufak bir bilgim yok, etrafımdan gidipte yorum yapan kimse de olmadı ama bu şehre ayrı bir ilgim var.

“Nereden sardın sen Mardin’e?” diye sorarsanız, mutlaka gördüğüm bir fotoğraftan etkilenerek takılmışımdır. Sonrası da sürekli hastalıklı gibi araştırarak hayran olmuşumdur diye düşünüyorum. Platonik bir aşk yani benimki…

Ne zaman unutsam, aklımdan çıksa, bir yerden yine gelir aklıma Mardin. Bir filmde, bir yazıda bir programda, hep denk gelirim.

Ama doğuya hep bir ilgim oldu benim. O kültürlere hep daha yakın hissettim kendimi. Gelenekleri, tarihi, sanatı, yaşam biçimleri ve insanları hep daha çekici geldi bana oraların…

Dün akşam bir dizi başlamış yeni, Mardin’i gördüğüm an diziyi filan unuttum ben, yine daldım Mardin’li hayallere…

Ve öyle bir otele bakarken buldum ki, gerçekten kendimi zor tutuyorum, şu an gitmemek için. Tabii otele bakarken bir yandan da Mardin’e bir daha baktım, bambaşka birşey var. Nesindendir bilmiyorum ama gerçekten sanki beni çağırıyor Mardin.

Başlıkta da bahsettim. Şark insanıyım ben. O kültüre bambaşka bir ilgim var. Sadece Mardin de değil, Arap ülkeleri, Doğu ülkeleri çok cezbediyor beni. Mardinden sonra Marakeş, Abu Dhabi ve Beyrut var sırada…

Fotoğraflarını gördüğümde, müziklerini duyduğumda oralara ait birşey gördüğümde, sanki kopup geldiğim bir yermiş gibi hissediyorum. Birşey var. Belki de ruhum oralara ait. Bilemiyorum. Toprak insanıyım ben, İstanbul’dan çıktığım, Anadoluya ayak bastığım an, uçsuz bucaksız araziler, taş evler, gördüğüm an huzur buluyorum. Kapalıçarşı’da, Mısır Çarşısı’nda huzur buluyorum. Oralara ait ne varsa huzur veriyor bana…

Ben oralara olan aşkımı sabaha kadar anlatırım, siz de okumaz reklam mı aldı bu, öve öve bitiremedi dersiniz. O yüzden bu kadar yeter, kısa zamanda küçük bir çılgınlık yapıp, oralardan yazar rahatlarım. O zaman anlarsınız, Müge huzuru buldu.

Bana bu yazıyı yeniden yazıran oteli merak ediyorsanız, buyrun

Şark şarkıları dedin mi, en yürekten vurandır, en sevdiğim; Fairouz! Tuhaf olan o da bir yandan Mardin’e bağlanıyor, babası Mardin’liymiş Fairouz’un. Neyse…

Her şarkısı bir masaldır, bazen hüzünlü, bazen umutlu…

Hele bir “Le Beirut”u vardır, kelimeler bulamazsın anlatmaya, boğazında düğümlenir söyleyeceklerin, anlamasanda dediklerini, kalbin anlar söylemek istediklerini…


P:S: Ama ben Mardin’e gittiğimde, yazdığım kitabıma, Mardin’le kavuşmamızın şerefine bu şarkıyla devam etmek istiyorum…

Bir Cevap Yazın

, , , , , , , , , , ,

Trending

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin