“Çalıyor mu? Nasıl aklına geliyor?”, “Ayol bu kız öyle şeyler yazıcak tipe benzemiyor”, “Biliyoruz birşey de yaşadığı yok ama…” düşünce ve sorularına son ilk ağızdan yanıt geliyor=)

Biliyorum akıl karı değil yazdıklarım, neler yaşamış olmam gerekiyor değil mi?

Tüm okuyucularımdan, arkadaşlarımdan aynı soru geliyor; “Nasıl yazıyorsun?, Ne kullanıyorsun?

İnanın kendimi bildiğim beri yazıyorum. Önce günlüklerle başladı. Her akşam, aklıma esen her dakika yazıyordum.

Sonra baktım bu akla esmek gibi birşey değil. Yok canım birşey de kullanmıyorum.

Hatta dönüp okuyorum, bazılarına ben bile hayran kalıyorum. Sanki ben yazmamışım gibi, içime biri girip beni ele geçirmiş gibi. Yazan anlar.

Sonra takıldım. Biliyorsunuz az çok biraz da panik var. “Bende bir tuhaflık mı var? Nasıl yazabiliyorum?” sorusuyla başladım kendimi dinlemeye.

Birşey hissediyorum, kalbim kalemi al diye önce fısıldıyor, önce sallamıyorum. Bir daha, bir daha en son bir huzursuzluk başlıyor, bir çarpıntı gibi, huzursuz ayak sendromu gibi birşey. Yerimde duramıyorum, pes ediyorum. Ve alıyorum kalemi kağıdı elime…

Sadece bir yazı değil ki, bir şarkı dinliyorum, bir anda bir sahne canlanıyor aklımda, başlıyorum ona diyalog yazmaya.

Evet, bunun için şükrediyorum. Hissettiklerinizi kaleme döküyor olabilmek, bir bakış açısı verebilmek, biraz düşündürebilmek, gerçekten mucize gibi. Sanat, önceleri bunun yanında bir de çizerdim. Modeller, ayakkabılar çizerdim ama sonra baktım hayata vakit ayıramıyor, odamdan çıkamıyorum. Çizimi biraz ağırdan almaya başladım.

“Kalbimin dili var belki de…” diyorum bazen. Hem görüyor, hem hissediyor, hem de konuşabiliyor. Evet, kalp gözüm de açıktır. Hissederim ufaktan olacakları, karşımdakinin aslında düşündüklerini. Gözlerinin, yüzlerinin arkasını biraz da olsa okuyabiliyorum.

İşte, evde, uykuda, bir anda bir cümle geliyor aklıma, ben duymadan biri bana fısıldıyormuş gibi. Okuldayken defterlerim yarı günlük gibiydi, utanırdım bir öğretmenlerimden biri isteyecek diye. Çünkü içinde ders notlarının yanında aşk, sevgi ve hayata dair ne ararsanız var. Biri istese rezillik yani.

Bazen ne kadar zor geldiğini anlatamam, yürüyüş yaparken, uyurken, çok bilirim eve döndüğümü, uykumdan kalktığımı. Ama ne film izlediğimi anlıyorum, ne müzik dinlediğimi…

Tek derdim bu olsun, ama bu derde şükürler de olsun.

Yazdıktan sonra gelen o rahatlığı anlatamam. Ve daha sonra sizden gelen güzel yorumlar yok mu? İşte herşeye bedel…

Eğer yazmazsam kalbim aklıma fısıldıyor ya, işte ondan sonra huzur yok.

Durmuyorlar bir aklım, bir kalbim. İkisinin anlaştığı belki de tek nokta; yazıyor olmam. Hani huysuz bir nine ve dede gibiler.

Kalemi kağıdı bıraktıktan sonra yeniden küsüp birbirlerine muzurluk yapıp oturuyorlar o ayrı.

Bir de yazmadıklarım kadar, bir o kadar da kendi kendime konuştuklarım var ki, onlar da bir efsane. Tuvalete yetişmeye çalışır gibi yetişmeye çalışıyorum kağıda kaleme. Yoksa uçup gidiyorlar. Bir cihaz bağlatmalıyım kendime sürekli kaydetmeli söylediklerimi.

Şu ana kadar gelen yorumlar gerçekten mügemmel=) Sizi seviyorum. Ama bildirin, “olmuş”, “olmamış” deyin, hep söyleyin. Çünkü siz anlattıkça daha ayrı bir şevk geliyor, daha bir başka yazılıyor bu yazılar=) Yorumu eksik etmeyin emi Mügemmeller=)

Sonunu düşünmeden,

Sevgiyle, aşkla ve içinizde hep geleceğe dair güzel hayallerle kalın…

Müge…
shuffle-kimlik-site

Bir Cevap Yazın

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Trending

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin