Hayatımda Allah utandırmasın bir gün yoktur pişman olup geri gitmek istediğim… Ama bir gün var ki…

Hatalarım olmuştur, pişmanlıklarım olmuştur ama bir tarih vardır ki, bir tarih gelir ki, o tarihten sonra her sene ben o güne geri dönebilmek, sadece o günü bir daha yaşamak için neler vermem ki…

O tarihten sonra, her o tarih yaklaştığı vakit “bir daha, bir şans daha lütfen…” diye yalvarırım… Ama bu sene oldu.

Dün gece bir şey yine hatırlattı bana o günü ve açtım ellerimi yeniden bir kez daha şansımı denemek için.

Sağ omzumda bir peri belirdi, peri işte, o kadar saf, o kadar narin, gözleri ışıl ışıl…

“Biliyorum ne istediğini… Onu geri getiremem ama sana bir gün ayrılık saatiniz 7. Akşam 7’ye kadar zamanın var, hazır mısın?” 

“Yapabilir misin?”

“Tabii ki, onun için burdayım” dedi, yumuşacık ses tonuyla, gülümsedi yüzüme ve devam etti…

“Mucize bekleme, şimdi dediklerimi aynen uygula… Gözlerini kapa ve ne olmasını istiyorsan hayal et ama var gücünle ama tüm benliğinle orada ol. Hissedeceksin ne yaşamak istiyorsan tek tek… Hadi gel!”

“O gece hiç uyumamışım, başında beklemişim, uzun uzun izlemişim onu. Hava aydınlanmış, şafak sökmüş ve ben mutfaktayım. Kafamı çeviriyorum ve bir anda onun için düşlediğim o masa hazırlanmış bile… Ama zaman hala aynı zaman sanki işlemiyormuş gibi. Tekrar yukarı yanına çıkmış ve yatağının ucundaki koltukta yine onu seyre dalmışım. Saat 8 olmuş ve ben onu o sakallı yanaklarından öperek uyandırmışım. Uzun uzun sarılmışım. Ayağımda terliklerim, tırnaklarım uzun, ellerimde bej rengi ojeler, bana bakmış gülümseyerek. Sonra annemi de kaldırmışım. Sonra kardeşlerimi… Sonra ailece kahvaltıya inmişiz. O afiyetle en sevdiği kaz ciğeri, pastırma ve edam peynirlerine gömülmüş… Ne de mutluymuş yüzü her zamanki gibi. O gün herkesi ikna etmişim birlikte bir gün geçirmeye. O ise yine istediği gibi kafasına göre kotunu, üzerine lacoste’unu giymiş ve yine efsane parfümlerinden birini sıkmış. İşi gücü, okulu evi neyi varsa bırakmış, ailece atlamışız arabaya müziğini açmış bir oradan bir buradan çalıyormuş, sahilde koca sahilde bir tur atmışız. Sonra kahveye Bebek Otel’e geçmişiz. Oradan Sahan’da doyasıya kebap yemişiz. Sonra eve gitmişiz ve ailece onun en sevdiği programları izlemeye başlamışız. Derken en sevdikleri; annesi, ablası, arkadaşları, tanıdıkları kısacası hayatında izi olan herkes kapıda belirmiş. Ben çağırmışım çünkü.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamamışım. Her fırsatta ona sarılmışım, bir bahane uydurarak herkesin de sarılmasını istemişim, doyasıya öpüp koklamasını. Saatler artık sona yaklaşmaktaymış ve ben herkesten onun iççin güzel şeyler söylemelerini istemişim. Duygulanmış, gözleri yaşlanmış ve sonra ben dönmüş ona demişim ki;

Özür dilerim, seni üzdüğüm, terslendiğim, inatlaştığım, ayaklarım çıplak taşa bastığım, istediğin ülkede gastronomi okumadığım, ellerim manikürsüz gezdiğim, kilo vermediğim her gün için özür dilerim, affet baba… Ne olur affet, özür dilerim.

Ve babam sarılmış bana, sol dizinin üzerine oturtmuş her zamanki gibi, o sakallı yanaklarını sinir etmek için sürmüş yanaklarıma, kokarak öpmüş beni ve minik kuş’um cimcimem diyerek basmış kahkayı ve demiş ki elime verdiklerinde doktorlar seni bu yastık kadardın eşek kadar oldun. Her zamanki gibi bizlerle ne kadar övündüğünü göstermemek için başını öbür yana çevirmiş, gözleri yaşarmış sadece bakmış bizlere…

Ve ben o tarihten sonra o günü bir daha hatırlamamak için uzun bir süre uyumak isterim, geçsin, silinsin o gün aklımdan diye… O günü hiç yaşamamış olmayı istedim. Zaten benim 3 Aralık’ımda saat 19.00’u hiç göstermez. Göstermemiş ve göstermeyecektir…

Ve ben bugünü hep onunlaymışım gibi hayal ederek yaşarım. Her anımda o olur, sağımda solumda önümde arkamda…

Seni hiç unutamadım, bana kendimi ifade edebilmemin en iyi yolunun yazı yazdığını öğreten ilk adam…

Minik Kuşun…

P.S: Zamanı geri alamayız, söylediğimizi, yazdığımızı sil baştan yaşayamayız belki ama bir şans geçer elimize, bazen birçok şans… Görmesini, anlamasını bilirsek… Dün gece o peri iç sesimdi, seslendi bana derinden, “hayal et, sadece hayal et” dedi… Bazen gerçekler o kadar yetersiz ve acı gelir ki, hayaller ve vicdanlarımız su serper yüreklerimize…  Ve biz bazen geçmişimizle barışırız, bazen yüzüne bakmadığımız düşmanımızla barışırız, bazen ağlıyorken güleriz.

“SİZİ HİÇ ZAMAN PERİSİ ZİYARET ETTİ Mİ?” için bir yanıt


  1. […] biliyorum çünkü arada bir zaman perisi ziyaret ediyor […]

Bir Cevap Yazın

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Trending

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin