4 harf ve içinde sonsuz şeyler ifade eden bir kelime…


Daha var, o saatin gelmesine daha var.

O saat benim hayatımda sildiğim saatlerden biri.
Belki de hiç gelmesin istediğim saatlerden biri.

Ama bugün ben, ben olamam. Daha sinirli olurum hayata karşı. Bugün iyi kalkmam ben genelde.

Hani o hiç hatırlamak istemediğimiz günlerden biri benim için bugün.  Silip atasım, yaşanmamış gibi davranasım var. Ama yapamıyoruz ki!

Screen Shot 2015-12-03 at 12.03.17
Ama işte bazı şeyler vardır Nietzsche’cim hiç unutamazsın. O da nasıl sevdiğindir, nasıl sevildiğindir. İnsan aklı ile yaşadıklarını unuturda, kalbinde yaşananlar maalesef unutulmaz. Kalbinde kalanları söküp atamazsın, çünkü akıl gidiyor da, kalbinde kalanlar daha bir kuvvetli, daha bir sert vuruyor, daha bir unutulmaz oluyor.

Mesela aile…

Mesela ailenden gidenler hiç unutulmaz. Evet, unutsan kesin iyileşirsin belki ama unutumazsın. Evet o ilk günkü kadar acı duymazsın ama o yara zamanla öyle bir yara olur ki, o günlerdeki acı yerini tarifsiz bir özleme bırakır.

baba.

Herkesin baba tarifi yaşadıklarına bağlıdır.
Bu kelime söylendiğinde ilk aklıma gelenler;
Seni hayatın herşeyine karşı koruyan sert bir duvar,
İlk aşkın,
Hayatta seçeceğin ideal adamın yansıması,
Sonsuz sevgi,
Sıcak bir sarılma,
Sakal,
Bıyık,
Komedi,
Merhamet,
Vicdan,
Sinir,

Hayat işte…

Hayatın bir yansıması…

Özledim!

Özellikle belki bu sene o duvarı çok aradım ben. Böyle hani bir güvence olan, yaşadıklarından seni koruyacak o duvarı çok aradım ben.

Bugün ayrılamadım yanından, oturup saatlerce konuşmak istedim.

Bugün ilk defa belki de her zamankinden fazla istedim onu yanımda.

Ona çok yazı yazdım * , *  , *
Ama bu başka.

Allah göstermesin hiçbirinin gidişini ama hepsinin yeri çok ayrı.

Hala peşinden “ama baba” diye gezebilmeyi.

Çok istedim bugün “aslan kızım benim minik kuşum” dediğini duyabilmeyi!

Çok isterdim babasının kızı olarak yaşamaya devam edebilmek. Çok isterdim o hala sevgi arsızı küçük kız olarak kalabilmeyi.

Kalamıyorsun ama!

Çünkü eğer bir dakika boş kalırsan onu hatırlıyorsun. Allah sabrını da veriyor, acını da dindiriyor ama o özlem? O hiç gitmiyor!

Birşeye sarıyorsun, kendini toparladıktan sonra kalkıyorsun ayağa bir amaç ediniyorsun ve onun yokluğunu hissetmemek için deli gibi oradan oraya koşturuyorsun. Mola yok, kendine acımak yok! Kendine en kötü şekilde davranıyorsun.

Hayatın acısını sen kendinden çıkarıyorsun.

O küçük kızdan eser kalmıyor!

Kalamıyor!

Ama Can Yücel ne güzel söylemiş;

“Baban giderse;
Başı dumanlı dağın gider
Atan gider, sırtın gider
çınar ağacın gider yaslanacak yer bulamazsın…
Baban giderse
Darda sana yetişen elin gider
Aklın gider , canın gider
Şu dağlanmış yüreğinde
Çocuk kalan yanın gider
Baban giderse
Öpülecek elin gider
Bayram gider…”

Çocuk yanın gidiyor işte.

Onun olduğu herşey sende olmak zorunda oluyor işte. En zoru da o ya. Hiç bilmediğin bir dizi şey sende olmak zorunda oluyor. Zarar görmemek için, o eksikliği başkaları hissetmesin diye.

Ona olan özlememi yazamam, kelimeler belki de benim için bile bugün yetersiz. Yazan olmak tarif edemiyor o duyguları. O yüzden ya sinirli oluyorum, o yüzden ya onu üzen hiç kimsenin suratını dahi görmek istemiyorum. O yüzden ya bugünü tarihten silmek istiyorum. Çünkü yaşadıklarımı kendim bile çözemiyorum. Çünkü birşey yapınca gitmiyor.

Babam gittiğinde hep bir yanım dedemi aradı ama babamı da onun yanına almışlardı. Onun elini tutmak istedim. Yine dedem gelsin istedim. O da yoktu. Hayat işte benim iki kalemi de almıştı. Bir de bağırıyordu bana “sen ablasın”. Onlar varken abla olmak kolaydı…

Sığınacak bir yer bulamadım. Sanki ortada kalmıştım. Gördüğüm herkese sarıldım belki onlar gibi olur, belki rahatlarım diye. Annem ve kardeşlerime sarıldım ben.

Baban gidince iş başa düşüyor. Tek başına dimdik dikiliyorsun hayatın karşısına. Hırsın var, öfken var. Çünkü o senin yaslandığın duvarları çekmiş arkandan ve diyor ki, sen güçlü dur.

Dur! Durabilirsen dur!

Duruyorsun, öyle güçlü duruyorsun ki, sana bakan belki imreniyor, belki de ayıplıyor, erkek gibi kız diyor. Ama işte kendinle kalıyorsun ya o zaman duramıyorsun. En zoru da o ya zaten. İnsan kendini hiç kandıramıyor. Ben onun beni bıraktığı günde kaldım. Ben onun beni en son sardığı günde kaldım. Ben onun beni en son öptüğü günde kaldım. Ben kendimle kaldığımda onun bıraktığı küçük kızım işte.

9 sene geçti!
Dünya değişti,
Ben o hep özendiğim yıllara geldim,
27 yaşındayım,

Ama ben hala bugün için hayal kurduğum on’lu yıllardayım, ruhum hep orada.

İnsan neyi görüyor ama biliyor musunuz?
Anne, baba ve kardeşler gibi kimse görmüyor seni.

Şimdi bugün benim için sarılın babalarınıza ve fısıldayın kulaklarına; “iyiki varsın…”

Ne olurlarsa olsunlar, onlar bizi çok seviyorlar…

Ne yaparlarsa yapsınlar, onlar gibi kimse düşünmüyor bizi…

P.S: Bir yerlerden görüyorsan eğer ben bugün yine en sevdiğin şeyleri yapıyor olacağım. Seni daha yanımda hissedebilmek için…

Biliyorum sende bizimle oradan yaşadıklarımıza gülüyorsun, bizimle gurur duyuyorsun. Ondan eminim ya gerisi boş bana.

Sevgiler,

Müge…

 

Bir Cevap Yazın

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Trending

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin